BIST 100
14.510,32 -0,57%
DOLAR
45,0552 0,04%
EURO
52,7196 -0,18%
GRAM ALTIN
6.677,98 -1,51%
FAİZ
40,40 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
105,92 -3,13%
BITCOIN
76.518,00 -0,59%
GBP/TRY
60,8055 -0,31%
EUR/USD
1,1692 -0,25%
BRENT
111,41 2,94%
ÇEYREK ALTIN
10.918,04 -1,51%
İzmir Açık
İzmir hava durumu
21 °
'Beni tahrik etti' demişti..

‘Beni tahrik etti’ demişti… 9 kurşunla infazda karar değişmedi

Olay, 13 Kasım 2022’de Kayapınar ilçesinde meydana geldi. Musa Sevim, eski kız arkadaşı Meryem Sevim’in bir kafede olduğunu öğrenip, adrese gitti. Burada, yanında taşıdığı tabancayı çıkaran Musa Sevim, Meryem Sevim’e peş peşe ateş etti. Vücuduna 9 kurşun isabet eden Meryem Sevim kanlar içinde yere yığılırken, Musa Sevim ise kaçtı.
Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Meryem Sevim, kurtarılamadı. Çalışma başlatan polis, Musa Sevim ile ona yardım ve yataklık eden Y.Ö., İ.Ç. ile suça sürüklenen çocuklar F.A. ile M.S.B.’yi gözaltına aldı. 5 şüpheli, işlemleri sonrası tutuklandı.

‘UYUŞTURUCU KULLANMADIĞI OTOPSİ RAPORUNDA’
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameyle, 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede, Musa Sevim hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis istendi. İddianamedeki ifadesinde Sevim, olay gecesi Meryem Sevim’in uyuşturucunun etkisi ile kendisini tahrik ettiğini ileri sürdü. Meryem Sevim’in otopsi raporunda ise ‘Kanda uyuşturucu madde ve alkol bulunmadığı, ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası ve ekstremize kırıklarıyla beyin kanaması, beyin doku hasarı, büyük damar yaralanmasından gelişen iç kanama ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği tespit edilmiştir’ ifadeleri yer aldı. Bu süreçte sanıklardan Y.Ö., İ.Ç. F.A. ve M.S.B. adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
‘Beni tahrik etti’ demişti… 9 kurşunla infazda karar değişmedi

MÜEBBET HAPİS CEZASI ALDI
Diyarbakır 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 Ocak 2025’te görülen karar duruşmasında Musa Sevim ağırlaştırılmış müebbet, Y.Ö. ise ‘Ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan 1,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, diğer sanıklar için beraat karar verdi.

İSTİNAF: HUKUKA AYKIRILIK YOK
Taraflar, kararı avukatları aracılığıyla istinafa taşıdı. Dosyayı inceleyen Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, yerel mahkeme tarafından verilen hükümlerde usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık bulunmadığını belirledi. Meryem Sevim’in babası Halit Sevim’in avukatı Barış Yavuz aracılığıyla, Musa Sevim ve Y.Ö. hakkında ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan verilen 1,5 yıl hapis cezasına yönelik itirazı, ‘bu suçtan doğrudan zarar görme olasılığı bulunmadığı’ gerekçesiyle reddedildi.
Daire, sanık Musa Sevim’in avukatının ‘nitelikli kasten öldürme’ ve ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçlarından verilen cezaya yönelik istinaf başvurusunu da reddetti. Kararda, fiillerin sanık tarafından işlendiğinin kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandığı, yerel mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı belirtildi. Aynı kapsamda, ‘hakaret’ suçundan verilen cezaya ilişkin sanık müdafinin ‘haksız tahrik altında olan sanık hakkında lehe hükümlerin uygulanması gerektiği’ yönündeki talebi ile katılan vekilinin cezanın az olduğu yönündeki başvurusu da kabul edilmedi.
Sanık Y.Ö.’ye ‘ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan verilen cezaya yönelik istinaf başvurusu da fiilin sanık tarafından işlendiğinin kesin ve çelişmeyen delillerle ortaya konulduğu gerekçesiyle reddedildi. Suça sürüklenen çocuklar F.A. ve M.S.B. ile sanıklar Y.Ö. ve İ.Ç. hakkında ‘nitelikli kasten öldürmeye yardım etme’ suçundan verilen beraat kararlarına yönelik istinaf başvurularını da inceleyen daire, bu hükümlerde de hukuka aykırılık bulunmadığını belirledi. Cumhuriyet savcısının ve katılan vekillerinin sanıkların cezalandırılması gerektiği yönündeki talepleri yerinde görülmedi. Daire, tüm istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verdi….

Şafak operasyonunda servet çıktı! Emlakçı ve galerici görünümlü tefecilik ağı çökertildi

Şafak operasyonunda servet çıktı! Emlakçı ve galerici görünümlü tefecilik ağı çökertildi

Konya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekipleri, kent merkezinde tefecilik yaparak haksız kazanç sağladığı tespit edilen şüphelilere yönelik geniş kapsamlı bir çalışma başlattı.

TEFECİLERE ŞAFAK OPERASYONU
KOM ekipleri tarafından yürütülen planlı teknik ve fiziki takibin ardından, emlakçılık ve oto galericilik görünümü altında vatandaşları mağdur ettiği belirlenen 4 şüpheliye yönelik düğmeye basıldı. Saat 06.30’da düzenlenen eş zamanlı operasyonda, belirlenen adreslere baskın yapıldı.

EVDEN SERVET DEĞERİNDE ALTIN VE NAKİT PARA ÇIKTI
Operasyon kapsamında hedef alınan 4 şüphelinin tamamı yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerin ikamet ve iş yerlerinde yapılan aramalarda, piyasa değeri yaklaşık 30 milyon TL olan ziynet eşyası, 3 milyon TL ve 665 euro nakit para, 422 adet senet ve 5 adet çek, 384 adet uyuşturucu hap, 1 adet ruhsatsız av tüfeği ve çok sayıda dijital materyale el konuldu. Gözaltına alınan şüpheliler, işlemleri yapılmak üzere KOM Şube Müdürlüğü’ne götürüldü.

Konya Cumhuriyet Başsavcılığı ve Konya İl Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, vatandaşların mağduriyetine yol açan organize suç gruplarına ve tefecilere yönelik operasyonların kararlılıkla süreceğini bildirdi.

Fenerbahçe’de Tedesco sonrası teknik direktör adayları belli oldu!
Son dakika… 5 ili kapsayan 7’lik deprem çemberi! ‘Bizi sıkıştıran levhalar var’…

Duvar deliğinden çıktılar, mahalleyi sardılar! Çocukların attığı taşlar arıları kızdırdı

Duvar deliğinden çıktılar, mahalleyi sardılar! Çocukların attığı taşlar arıları kızdırdı

Hatay’da 2 katlı binanın giriş katındaki duvarda bulunan delikten içeri girerek yuva yapan bal arılarını, yuvaya taş atan çocuklar kızdırdı. Kısa süreliğine kızgınlaşan ve kalabalık şekilde uçuşan arılar mahalleliyi tedirgin etti.
İlginizi Çekebilir
Antakya ilçesi Aydınlıkevler Mahallesi’nde bulunan iki katlı binanın alt katına bal arıları oğul attı. Bal arıları, duvar üzerinde açık olan delikten içeri girerek keşfettikleri yuvalarını yaklaşık 3 yıldır kullanıyorlar. Mahallelinin alışkın olduğu bal arıları, geçtiğimiz günlerde çocukların deliğe taş atmaları üzerine kızgınlaştılar. Kısa sürede sokağı saran ve vatandaşları tedirgin eden arılar, bir süre sonra normale döndüler. Bal arılarının sakinleşerek yuvalarına dönmeleriyle mahalleli rahat nefes aldı.

ANTAKYA’DA DUVARA YUVALANAN ARILAR TEDİRGİNLİK YARATTI
Bal arılarının yuvalarına taş atıldığında kızgınlaştığını ifade eden Necmettin Karakuş, “Burası Aydınlıkevler Mahallesi ve bunlar zararsız bal arılarıdır. Bal arısı, deli arı değil. Bal arısı zararsızdır, kimse zarar vermesin. Yazık günahtır. Bu delik önceden yoktu. Ben daha yeni tespit ettim ve gördüm.

Bu deliği daha önce görmedik böyle bir şey yoktu. Komşularımız onlara duyarlı olsunlar. Mahalle biraz tedirgin olmuş ama hiçbir zararı yok. Kimseyi sokma falan olmadı. Deli arılar zararlıdır. Onlar soktuğu zaman çok acıtır ama bal arılarında öyle bir şey olmaz inşallah.

Bunlar bir de yavru, yeni yavru daha yeni gelmişler. İnşallah komşularımız da görür de bir şey yapmazlar. Korkmaya gerek yok çok şükür. Arıların olduğu deliğe taş falan attıkları zaman tabii biraz da tedirgin oluyorlar. O bakımdan yapmasınlar böyle bir şey. Yazıktır yani günahtır” dedi.

“BU ARILAR HER YIL BURAYA GELİR, OĞUL YAPAR”
Bal arılarının her yıl aynı noktaya geldiklerini ama herhangi bir sokma olayının olmadığını söyleyen Şahin Selçuk ise, “Bu arılar her yıl buraya gelir, oğul yapar. Herhangi mahalleliye bir zararı veyahut çocukları sokma olayı yoktur. Ben 3 yıldır bu arıları burada görüyorum ve herhangi bir sıkıntı yok. Mahalleye bir zararı yok. Sosyal medyada abartılmış, öyle bir şey yok. Benim evim de burada zaten. Ben bu arıları her yıl burada görüyorum, kimseyi de sokmadı. Bu bal arısı, bu sıcaklarda oğul yapar ve kızışır. Kızıştığı zaman bir delik bulduğu zaman oraya hepsi toplanır. Bir gün, iki gün ondan sonra bu arı çeker gider” ifadelerini kullandı.

Son dakika… 5 ili kapsayan 7’lik deprem çemberi! ‘Bizi sıkıştıran levhalar var’…

Polis eşliğinde kenti terk ettiler! Aileye musallat oldular, hayatları kabusa döndü: 100 dev diyet

Polis eşliğinde kenti terk ettiler! Aileye musallat oldular, hayatları kabusa döndü: 100 dev diyet

Şehit kardeşi Yunus A., ağabeyi Mahsum A.’nın kayınbiraderi Kerim K. ile birlikte Temmuz 2025’te Adana’da trafikte bir grupla tartıştı. Kavgaya dönüşen tartışmada gruptan birinin yaralanmasıyla olay kan davasına dönüştü. Grup, aracılar üzerinden şehit ailesinden 100 deve, bugünün parasıyla yaklaşık 40 milyon lira ‘kan parası’ istedi. Şehit ailesi, bunu karşılamayınca evlerinin kundaklanması sonucu polis eşliğinde Adana’dan göç ederek farklı şehirlere dağıldı.
TEHDİTLER DEVAM ETTİ
Şehit ailesi, taşındıkları şehirlerde de tehditler almaları üzerine Bakanlıklara çağrıda bulundu. Şehit kardeşi Mahsum A., yaklaşık 1 yıldır ailesiyle birlikte çok ağır ve korku dolu bir süreçten geçtiklerini söyledi. Olayların, kardeşi ve kayınbiraderinin yaşanan bir kavga ile başladığına değinen Mahsum A., sürecin kısa sürede büyüyerek kontrol edilemez bir hale geldiğini dile getirdi. Mahsum A., bu süreçte bir grup tarafından hedef alındıklarını öne sürerek, “Bu şahıslar, kendi beyanlarına göre ve tarafımıza ilettikleri ses kayıtlarında kendilerini DEAŞ terör örgütü mensubu olarak tanıttılar. Bu kişiler silahlanarak evimizi bastı, üzerimize ateş açtılar. Ailem kendini korumaya çalışırken bir kişi yaralandı. Bu olaydan sonra, olay yerini görüntülediği için bir bakkala ses bombası atıldı, üst katı silahla tarandı. İnsanlar korktukları için şikayetçi olamadı ancak bu olaylara ilişkin görüntüler elimizde mevcuttur” dedi.

“ADANA’YI EMNİYET EŞLİĞİNDE TERK ETMEK ZORUNDA KALDIK”
Daha sonra sözde ‘sulh’ için bir araya geldiklerini belirten Mahsum A., “Ancak bu süreçte aile evimiz kundaklandı. Ardından kayınbabamın evi de yakıldı. Can güvenliğimiz kalmadığı için Adana’yı emniyet eşliğinde terk etmek zorunda kaldık. Ancak baskılar burada da bitmedi. Bizden ‘kan bedeli’ adı altında 100 deve, yani yaklaşık 40 milyon TL istediler. Ya da evlerimizi vermemizi talep ettiler” diye konuştu.
“Kendi ifadelerine göre, mahkemeleri tanımadıklarını, devleti kabul etmediklerini, şikayetçi olsak bile sonuç alamayacağımızı söylediler” diyen Mahsum A., konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ses kayıtlarında, adreslerimizi bildiklerini, bizi takip ettiklerini, her an ulaşabileceklerini ifade etmektedirler. Her gün farklı numaralardan tehdit almaya devam ediyoruz. En son kayınbabamın evine baskı kurularak tapusu ellerinden alınmıştır. Bugün geldiğimiz noktada biz, bir şehit ailesi olarak korku içinde yaşıyoruz. Buradan devlet büyüklerimize sesleniyorum, artık bu yaşananlara bir son verilmesini istiyoruz. Biz yaşadık, başka aileler yaşamasın.”

“HAYATLARIMIZI KORKMADAN YAŞAMAK İSTİYORUZ”
Hayatlarını korkmadan yaşamak istediklerini kaydeden Mahsum A., devamlı bu şahıslar tarafından adreslerinin tespit edildiği için adres değiştirmek zorunda kaldıklarını aktardı. Şahısların, burada taşındığı evi bularak evinin kapısını zorladıklarını belirten Mahsum A., “Endonezya hatlarından arayarak tehditte bulundular. O anda eşim ve çocuklarım evdeydi. Bu şahıslar tekrar babamı arayarak evine geldik, siz kadınları öne sürüyorsunuz diye tehditlerde bulundular. Olaylar bu şekilde devam ediyor. Yaklaşık bir yıldır bu şekilde zulüm görüyoruz. Sadece fail olarak evi kundaklayan bir şahıs gözaltına alındı. Ama ses kayıtlarında bir kişi değil, yaklaşık 10 kişinin ismi zikrediliyor. Bunlar bir örgüt olarak hareket ediyorlar. Kendileri de örgüt olduklarını kabul ediyor. Emniyetten aldığımız bilgiye göre şahısların örgütle bağlantıları olduğu söyleniyor. Ama ellerinde yeterince delil olmadığını dile getiriyorlar” şeklinde konuştu.
Mahsum A.’nın ağabeyi Mehmet Devran A., 2017 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinde PKK’lı teröristlerce şehit edilmişti….

Kasapoğlu: Demokrasilerin namusu sandıktır

Kasapoğlu: Demokrasilerin namusu sandıktır

AK Parti İzmir Milletvekili ve önceki dönem Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, partisinin İzmir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen ve İl Başkanı Bilal Saygılı’nın da katıldığı ‘İlçe Yönetim Kurulu üyeleri ve Mahalle Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Aliağa, Bergama, Çiğli, Dikili, Foça, Kınık ve Menemen ilçelerinden yoğun bir katılımla geçen toplantıda Milletvekili Kasapoğlu teşkilat ve önümüzdeki döneme dair açıklamalarda bulundu. Kasapoğlu, AK Parti’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği ve engin vizyonu ile ortak aklın, istişarenin, birlikte çalışmanın ve zaferin partisi olduğu söyledi.
AK Parti’nin yaklaşık çeyrek asırdır dünya siyasi literatüründe bir ilk olarak, bir demokrasi örneği olarak her defasında milletin teveccühüne mazhar olmuş bir hareket olduğunu vurgulayan Kasapoğlu, “İşte bu hareketin bel kemiği, omurgası, olmazsa olmazı; teşkilatıdır. İşte o teşkilatlar, il teşkilatıyla, ilçeleriyle, kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla ve ülkemizin her bir noktasına uzanan mahalleleriyle, mahalle başkanlarıyla bir örnektir, Çeyrek asır, dile kolay. 25 yıla yakın bir mücadele ve kurulduğu andan itibaren iktidarda bulunmuş, halkımızın iktidar görevini verdiği bir hareket. Her defasında sandık milletimizin önüne konduğunda o sandıktan lider çıkmak o sandığı AK Parti oylarıyla doldurmak işte bu teşkilatın bu aziz teşkilatın bu güzide kadronun zaferidir” dedi.
Bahçeli’den Von Der Leyen’e tepki: Sözleri kaza değil
“Demokrasilerin namusu sandıktır” diyen Kasapoğlu, şöyle devam etti: “Sandıkta AK Parti hareketi olarak AK Parti siyaseti olarak başkasına ait ne bir oya tenezzül ederiz ne de tek bir oyumuzu bir başkasının istismar etmesine müsaade ederiz. O yüzden değerli arkadaşlar, mahalle başkanları, ilçe yönetimleri bu teşkilatı bugüne kadar omuzlayıp bugünlere getiren bu güzide arkadaşlarımız inanıyorum ki bundan sonraki süreçte de yine tüm dünyanın siyasi literatürüne, demokrasi literatürüne uygun bir şekilde kendilerini güncelleyip daha aydınlık yarınlar için daha adil bir dünya için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yeni zaferler için yola düşecekler.”
’30 İLÇEDE GÖNÜL BİRLİKTELİĞİNİ YANSITACAĞIZ’
Kasapoğlu genel ve yerel seçimlere de değinip, “İzmir, Türkiye’nin en güzel illerinden biri. İzmir’e dair hayallerimiz var. Bu dava bayrağını İzmir’de daha yukarı doğru taşımamız gerekiyor. O yüzden daha çok çalışacağız. İzmir’deki pilotumuz Bilal Saygılı başkanımız, kendisi aynı zamanda ralli pilotudur da. Önümüzdeki süreçte hem yerel hem de genel seçimler, onun liderliğinde, ilçe başkanlarımızla, kadın kollarımızla ve tabii ki birbirinden değerli ve kıymetli çok büyük sorumluluk taşıyan mahalle başkanlarımızın sırtında yükselecek ve bu kutlu bayrağı İzmir’in en yüksek noktasına taşıyacağız. Buna inanıyorum. İzmir’de 8 milletvekilimiz var. Açıkçası AK Parti’nin meclise İzmir’den daha fazla temsilci göndermesi lazım. İzmir parlamentoda daha fazla arkadaşımızla, daha güçlü şekilde temsil edilmeli. Bugüne kadar nasıl inanarak gayret göstererek ve bu ülkenin siyasi hayatına yeni kavramlar yeni metotlarla birlikte geldiysek bundan sonra da asla taviz vermeden, asla boşluk bırakmadan, bir anlık gaflete dahi düşmeden yine aynı şekilde çalışarak, inanarak ve bugünkü gibi bir ve beraber olarak devam edeceğiz. Tüm İzmir’de daha aktif olacağız, sahada daha güçlü olacağız, ev ev dolaşacağız, hane hane kapıları çalacağız, çarşıda olacağız, pazarda olacağız. Bu hareket bir taban siyaseti. Bir vizyon ortaya koyan, halktan kopmadan halkla birlikte aynı hissiyatı paylaşarak, empati kurarak ve asla bu yüce millete tepeden bakmadan 30 ilçede bu gücü, bu gönül birlikteliğini yansıtacağız.”…

Son dakika..

Son dakika… MHP lideri Bahçeli’den Von Der Leyen’e tepki: Sözleri kaza değil

İşte Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar: Değerli milletvekillerim, hanımefendiler,beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri, sözlerimin hemen başında hepinizi en derin kardeşlik duygularımla, hürmetle, muhabbetle ve hasretle selamlıyorum. Cenab-ı Allah’tan hayırlarla, bereketle, sıhhatle, metanetle ve huzurla dolu bir hafta geçirmenizi niyaz ediyorum. Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya mecraları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda onurlu bir hayatın, asil bir yürüyüşün, sabırlı bir varoluşun mücadelesini veren bütün kardeşlerimize en iyi dileklerimi iletiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha siz kıymetli dava arkadaşlarımla aynı çatı altında bulunmaktan bahtiyar olduğumu ifade ediyor, her birinizi gönülden selamlıyorum.
“SİYASAL FAY HATTI DAHA DA SERTLEŞMEKTEDİR”
Dünya sıkıntılı bir imtihandan geçmektedir. Küresel sistemin sütunlarında çatlaklar belirginleşmekte, jeopolitik zemin kaymakta, ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da sertleşmektedir. Devletler irade, milletler metanet, toplumlar ise sabır testine zorlanmaktadır. Haritalar yerinde dursa bile anlamlar yer değiştirmektedir. Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir.
İlginizi Çekebilir
İşte böylesi zamanlarda millet olmanın manası da daha da derinleşir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır. İşte böylesi zamanlarda ayrılığı büyüten her dil, gevşekliği çoğaltan her tavır, hafızayı aşındıran her müdahale geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkar. Onun içindir ki bizler bugünlerde yalnız bugünü konuşamayız. Maziyi de konuşmak zorundayız. İstikbali de konuşmak zorundayız. Yalnız hadiseleri sıralamakla yetinemeyiz. O hadiselerin hangi devlet aklı içinde anlam kazandığını, hangi millet vicdanında yer ettiğini, hangi tarihi yürüyüşün parçası olduğunu da izah etmek mecburiyetindeyiz.
“TÜRK MİLLETİ, BÜYÜK BİR TARİH ÖZNESİDİR”
Bu mübarek topraklarda hayat daima müşterek kader içinde yoğrulmuştur.Bu vatanda sevinç tek başına yaşanmamış, keder müferrit bir duygunun içine hapsedilmemiştir. Türküler birlikte söylenmiş, ağıtlar birlikte yakılmış, zaferler birlikte kutlanmış, yenilgiler birlikte göğüslenmiştir. Bu bakımdan millet dediğimiz hakikat, bazen bir marşla, bazen bir mezar taşında, bazen de sofradaki aşta göstermiştir derinliğini. Çünkü Türk milleti, mazisini geleceğe yön veren bir kudret kaynağına dönüştüren büyük bir tarih öznesidir.
Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki, mücadele hafızasında müstesna bir merhale, gönüllerde ise sönmeyen bir meşaledir. Türk milletine mensubiyet duygusunun ne kadar derin, ülküyle aydınlanan zihinlerin ne kadar diri, dava uğruna ölümü göze almış yüreklerin ne kadar dayanıklı olduğu 3 Mayıs’ın çilesinde, 3 Mayıs’ın iradesinde, 3 Mayıs’ın mertliğinde açıkça görülmüştür. O gün ayağa kalkanlar yalnız bir itiraz yükseltmediler. Aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin hangi ruha, hangi ahlaka, hangi sadakate dayandığını da tarihe kazıdılar. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir sözü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millet tasavvurunu en vecih şekilde ortaya koyan tariflerden biridir. Millet, yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmamalıdır. Millet, aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı tarih önünde iradeye dönüştürmüş, zaman içinde birbirinin acısına alışmış, sevincine iştirak etmiş, hafızasını müşterek hatıralarla beslemiş, beşerî ve siyasi bir terkiptir.
Son dakika… 5 ili kapsayan 7’lik deprem çemberi! ‘Bizi sıkıştıran levhalar var’
“MİLLET OLMAK, BERABER YÜRÜME AHDİDİR”
Millet, aynı göğe bakan, aynı toprağa emek veren, aynı bayrak altında vakar bulan, cenazede omuz omuza yürüyen, düğünde aynı sevinçle ayağa kalkan, tasada ve kıvançta birbirine yönelen büyük bir kader ortaklığıdır. Bir sazın telinde içi titreyen merhum Neşet Ertaş’ın “Kalpten kalbe bir yol vardır” deyişinde ifadesini bulan o görünmez muhabbet hattını hisseden, gönülden gönüle kurulan bağı kültür köprüsüne, vicdan hattına ve sadakat zeminine dönüştüren topluluğun adıdır millet. Merhum Barış Manço’nun “Buyurun dostlar buyurun” çağrısında yankılanan dostluk, paylaşma ve muhabbet duygusuyla birbirine yer açabilen, çoğalabilen ve kaynaşabilen büyük bir sentezdir millet. Çünkü millet dediğimiz hakikat sadece acıyla tahkim olunmaz, sevinci paylaşma ahlakıyla da olgunlaşır. Millet yasla yoğurulur, neşeyle tamamlanır. Hatıra ile kök salar, ülkü ile yükselir. Millet olmak, beraber yaşama arzusunun ötesinde beraber yürüme ahdidir. Beraber yürümenin üstünde ise beraberce tarih yapmak kudretidir. İşte 3 Mayıs’ı anlamlı, müstesna ve tarihi kılan esas ruh da burada saklıdır. 3 Mayıs, ülküleşmiş bir iradenin, şahsiyet kazanmış bir dava ahlakının tarih içinde görünür hale geldiği kutlu bir yolun kanla yıkanmış taşlarıdır.
1944 yılının buhranlı ve karanlık ikliminde dünyanın üzerine savaşın sinsi sinsi gölgesi düşmüştü. Her renk ve her çeşitten millet yol ayrımlarında savruluyor, her devlet kendi istikametini koruyacak direnci arıyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna yaklaşıldığı o günlerde Türkiye, çok yönlü baskıların, ideolojik gerilimlerin, yön tayinli buhranların ve siyasi sancıların tam ortasında ağır bir tehdit altındaydı. Böylesi bir dönemde komünizm tehlikesinin kapımıza dayandığını gösterip devrin başbakanını açıkça uyaran mektuplarla başlayan süreç, 3 Mayıs’ta mahkeme salonlarına taşınmıştır. Türk milliyetçiliğini yargılamaya cüret edenlere karşı mahkeme salonlarına sığmayan, Sovyet emperyalizmi karşısında boyun eğmeyen bir irade milletimizin sinesinde yer bulmuştur. Ankara Adliyesini dolduran Türk gençliği, Türk kimliğini sosyalizme ezdirmemek, İslam’ı komünizme çiğnetmemek için tek yürek olmuştur. Milli bir ruhun önderliğinde başlayan protestolar, vatan için çarpan yürekleri söndürmek isteyenlerin üzerine kabus gibi çökmüştür. Merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş, Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Orhan Şahik Gökyay, Nejdet Sancar, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu, Cemal Oğuz Öcal ve nice Türk milliyetçisinin vatan ve millet sevdası yargılanmıştır.
İnsan onurunun derinden yaralandığı, insan haklarının esamesinin okunmadığı, hukuk devleti ilkesinin hiçe sayıldığı, ceza muhakemesinin esaslarının çiğnendiği bu soruşturma süreci tarihimize kara bir facia olarak kazınmıştır. Vicdanı hür, zihni pür, alnı pak Türk gençleri, “tabutluk” adı verilen dar ve bunaltıcı hücrelere kapatılmıştır. Türk milliyetçileri açlıkla, susuzlukla, yalnızlıkla işkenceye, hizaya çekilmek istenmiştir. Türk milliyetçileri, suyu akmayan, hastalıkların kol gezdiği dört duvar arasında dize getirilmek istenmiştir. Fakat biliyoruz ki o tabutluklarda tahakküm vardı, teslimiyet yoktu. Tehdit vardı, tereddüt yoktu. Tahrik vardı, taviz yoktu. Bedel vardı, dönüş yoktu. Baş vermek vardı, baş eğmek yoktu. Merhum Hüseyin Nihal Atsız, çağ aşan bir seslenişle şöyle haykırıyordu. “Delinse yer, gökse gök, yansa kül olsa dört yan, yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan, ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz.” İşte bu haykırış, Türk milliyetçilerinin çileyle yoğrulmuş, imtihanlarla sınanmış karakterleridir. Zulümlere aldırış etmeyen, fikrini mahkûm etmeyen yiğitlerin hikâyesidir. Demir parmaklıkları kırıp geçen, tabutluklara sığmayan yağızların sesidir. Budandıkça serpilen, bilendikçe keskinleşen dava adamlarının destanıdır. Çünkü Türk milliyetçiliği geçici heveslerin değil, ülküye adanmışların davasıdır. Türk milliyetçiliği, günü kurtarmaya memur dar kadroların değil, asırları inşa etmeye namzet olan insanların mirasıdır. Tarihine yaslanan, töresiyle yaşayan, terbiyesini köklerinde bulanların yegâne sancağıdır.
“3 MAYIS, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN KARAKTER MAYASIDIR”
İşte bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın da üstünde bir manaya sahiptir. 3 Mayıs, Milliyetçi Hareket Partisi’ni bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığının, hangi zincirlerle kuşatıldığının, hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir. 3 Mayıs, millet şuurunun taviz kabul etmeyen bir iradeye dönüşmesidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin yalnız bir fikir cereyanı olarak kalmayıp, bir ahlak, bir şahsiyet, bir mücadele disiplini halinde tecelli etmesidir. 3 Mayıs, devrin karanlığı karşısında sinmeyenlerin, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, baskı karşısında susmayanların vakur duruşudur. 3 Mayıs, Türk milletinin kendi kimliğine, kendi tarihine, kendi istikbaline ve kendi manevi, millî varlığına sahip çıkma iradesinin billurlaşmış halidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin karakter mayasıdır. 3 Mayıs, şahsiyet ve aidiyet iradesinin tarihi ilanıdır. 3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin silkinişi, doğrulup kendine gelişi ve derin uykulardan uyanışıdır. 3 Mayıs, hak bildiği yoldan sapmayan, karanlık çoğaldıkça korkuya kapılmayan, mahrumiyet arttıkça metanetini çoğaltanların yadigârıdır. 3 Mayıs, 1944’te ayağa kalkan millî ruhun zaman içinde siyasi bir mecraya kavuştuğu, çok çetin yollardan geçtiği, çok çileler çektiği, nice ülkücü gencin acıyı bal eylediği, nice Türk milliyetçisinin sırasını yol eylediği bir yürüyüştür.
“MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN SİYASETTEKİ YEGANE KALESİDİR”
O gün mahkeme salonlarında direnenler sadece bir fikri savunmadılar. Tabutluklara sığdırılmak istenen bir düşünceyi bir milletin vicdanına emanet ettiler. Susmak mümkündü. Geri çekilmek mümkündü. Fakat onlar Türk milliyetçiliğini bir tercih değil, bir mecburiyet olarak gördüler. Başbuğumuz Alparslan Türkeş ise o fikri sadece müdafaa edilen bir mefkûre olmaktan çıkarıp bir teşkilat iradesine dönüştürdü. Şehitlerimizin aziz hatıraları üzerine yükselen Türk-İslam davası, Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte Türk milliyetçisinin yüreğinde kökleşmiş, istikbalinde mevzilenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegâne kalesidir. Milliyetçi Hareket Partisi, devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcudur. Milliyetçi Hareket Partisi, mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, yoldan çıkmamışların son sığınağıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türklük gurur ve şuurunu İslam ahlak ve faziletiyle ruhunda buluşturan dava arkadaşlarımızın tek yuvasıdır.
Dün Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini mahkûm etmeye kalkışanlarla bugün Milliyetçi Hareket Partisi’ne saldıranlar aynı habasetin, aynı husumetin, aynı hesaplaşma hırsının peşindedir. Sonuç yine değişmeyecektir. Çünkü bu hareketin kökleri Türk’ün binlerce yıllık ülküsündedir. Bu hareketin mazisi ülkücü şehitlerimizin aziz hatıralarıyla yazılmıştır. Bu hareketin dayanağı büyük Türk milletidir. Milliyetçi Hareket Partisi ayaktaysa Türk milletinin geçmişi çiğnenemeyecek, şehidin kanıyla suladığı toprak kirletilemeyecek, bayrak indirilemeyecek, ezan susturulamayacaktır. Dava yalnız yürekte taşınarak yaşamaz, hayata geçirilerek yaşar. Milletle ve devletle buluşmayan bir iddia tarihte kök salamaz. Bu sebepledir ki Türk milliyetçiliği bir nizam arayışıdır. Bir devlet tasavvurudur. Bir medeniyet iddiasıdır. Bugün aynı ülkeye gönül vermiş kimi dava arkadaşlarımızın farklı mecralara savrulmuş olması, davanın yükünün ne kadar ağır olduğunu göstermektedir. Büyük davalar sadece dışarıdan gelen saldırılarla sınanmaz, içeride büyüyen tereddütlerle de sınanır. Ancak bilinmelidir ki milliyetçilik aynı ülküye, aynı istikamete, aynı kader duygusuna tutunarak güç kazanır. Türk milliyetçiliğini geçmişe hapsetmeye çalışanlarla onu hamasi sloganlarla indirgeyenler aynı yanlışa düşmektedir. Çünkü milliyetçilik, bir milletin hafızasını, haysiyetini ve kendi kaderini tayin hakkını aynı çizgide buluşturan yüksek bir farkındalık halidir.
Bugün Türk dünyası yeniden toparlanıyorsa, yıllarca hayal sayılan ülküler somut karşılık buluyorsa, önümüzde yeni bir safha açılmış demektir. Bu yüzden 3 Mayıs bir anma günü içinde sınırlandırılamaz. 3 Mayıs bir aynadır ve herkes o aynada kendine şu soruyu sormak mecburiyetindedir. Bu dava benim için bir sözden mi ibarettir? Yoksa uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir? Unutmayalım ki bu dava hatırlayanların değil, taşıyanların davasıdır. Tarih göstermektedir ki bu yürüyüş yorulanlarla sürmez. Yükü omuzlayanlarla devam eder. Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur. Zira yükümüz ağırdır. Ancak gönlü hâlâ bizimle atan, gözü hâlâ bu ocakta olan her kardeşimiz için soframızın yeri de gönlümüzün yeri de bakidir. Merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş’in ifadesiyle, hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin. Biz de diyoruz ki bayrağı yere düşürmeyen, ocağına sırt çevirmeyen, ülküsünü menfaatinin önüne koyan her dava arkadaşımızın yeri bellidir. Çünkü bu ocak, sadakati unutmayanların, vefasını kaybetmeyenlerin, yükünü bu yükten ayırmayanların ocağıdır. Ve bilinmelidir ki Türk milliyetçiliği dün nasıl dimdik ayaktaysa, bugün de aynı azimle ayaktadır. Devletini ve milletini sahipsiz bırakmayacaktır. Gökte güneş kararmadıkça, ay yere düşmedikçe, sular toprakları kaplamadıkça Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türk milletine adanmış çizgisi değişmeyecek, değiştirilemeyecektir. Bu vesileyle başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere Türk milliyetçiliğinin merhum ve muhterem abide şahsiyetlerini, 3 Mayıs 1944 davasının fedakâr ve ölümsüz kahramanlarını rahmet ve minnetle yâd ediyorum. 82 sene öncesinin aynı ruh ve heyecanıyla Türk ve Türkiye yüzyılına yürüyüşümüze omuz veren dava arkadaşlarımın, ülküdaşlarımın 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nü kutluyorum.
Altında haziran beklentisi! Piyasalarda kafalar karıştı: Müzakere mi, savaş mı?
“TÜRKMENLERİN FERYADINA KULAK VERİYORUZ”
Değerli dava arkadaşlarım, 3 Mayıs’ta Ankara’nın sokaklarından taşan, mahkeme salonlarını yerinden oynatan, Türk milliyetçiliğinin boynuna geçirilmek istenen zillet urganını kesip atan irade bugün Kerkük denildiğinde yüreklerde yeniden zuhur etmektedir. Bizim milliyetçiliğimiz yalnız Anadolu coğrafyasına sıkıştırılabilecek bir itibar davası olarak görülemez. Nerede bir Türk yaşıyorsa, nerede bir Türk çocuğu doğuyorsa, nerede Türkçe konuşuluyorsa, orası da bizim hafıza coğrafyalarımızın, gönül haritamızın ve tarih şuurumuzun parçasıdır. Türk milliyetçiliği, tarihin bize yüklediği sorumluluğa dayanarak, sınırlarımızın ötesinde çiğnenmek istenen Türk varlığının, bastırılmak istenen Türkmen soydaşlarımızın sesinin muhafızı olmaktır. Türk milliyetçiliği, unutturulmak istenen tarihin, silinmek istenen hatıraların müdafaa hattıdır. Bu hattın yol bulduğu satıh Misak-ı Millî coğrafyasıdır. Misak-ı Millî coğrafyası denildiğinde ise yüreklerimize hasret düşmektedir. Bu hasletlerin başında ise Kerkük gelmektedir.
Kerkük, ecdadımızın hüzünle yoğrulmuş emaneti, onur mücadelesinin bayraktarı, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır. Bu itibarla Kerkük’e baktığımızda asırlık hicranı görüyoruz.Altınköprü’den Kerkük’e uzanan aidiyet ve kimlik mücadelesini görüyoruz. Kadınlarımızın feryadını, yetimlerimizin mahzunluğunu, öksüzlerimizin kimsesizliğini duyuyoruz. Türkmenlerin yıllardır süren yalnızlığını biliyoruz. Çektikleri ıstırabı kalbimizde hissediyor, feryatlarına kulak veriyoruz. Kerkük’teki yangının ateşini Ankara’dan görüyoruz. Türkmenin ağıtını Ankara’dan duyuyoruz. Bunu da Türk olmanın, Müslüman olmanın, Selçuklu olmanın, Osmanlı olmanın ve insan olmanın bir gereği olarak idrak ediyoruz.
Kerkük Türkmenlerinin uzun süredir maruz bırakıldığı zulüm, Türk milletinin vicdanına kazınmış, kahredici bir imtihandır. Nice Türkmen ocağı söndürülmüş, nice aile yurdundan edilmek istenmiş, nice analar gözyaşı dökmüş, nice çocuk korkuyla titremiş, nice yiğit baskı ve mahrumiyetle sınanmıştır. Türkmen elinde Türkiye’nin sesini kısmaya, tarihi mevcudiyeti bulandırmaya, millî kimliği zayıflatmaya, kadim Türk yurdunu siyasi oyunlar ve demografik tertiplerle özünden koparmaya yeltenenler olmuştur.Bilinmelidir ki Kerkük’ün çilesi büyük olsa da Türkmen’in seciyesi daha büyüktür. Baskı artmış fakat iman bükülmemiştir. Fırtınalar esmiş fakat gök mavisi bayrak semalardan indirilememiştir. Sabır zorlanmış fakat hafıza kırılmamıştır. İmkânlar daralmış fakat şiraze kaybolmamıştır.
“KERKÜK’E TÜRKMEN VALİ, DÖNÜM NOKTASI”
Bugün Kerkük’te yaşanan gelişmeler bu bakımdan fevkalade anlamlıdır. Irak Türkmen Cephesi Başkanı muhterem kardeşim Muhammed Seman Ağa’nın vali seçilmesi ve göreve başlaması, tarihi acılara bir nebze merhem olmuş, Türkmen iradesinin Kerkük’te yeniden görünür hâle gelişi bakımından tarihi bir dönüm noktası oluşturmuştur. Bu gelişme Kerkük’te Türkmen varlığının ötelenemeyeceğini, görmezden gelinemeyeceğini ve silinemeyeceğini yeniden ilan etmiştir. Şehirde yükselen kardeşlik vurgusu, Türkmen’i yok saymayan, Arap’ı dışlamayan, Kürt’ü ötekileştirmeyen, Süryani’yi silmeyen, herkesin hukukunu taşıyan fakat Türkmen varlığını da asli ve kurucu bir hakikat olarak teslim eden bir dengenin müjdesidir.
Nasıl ki Türkiye Yüzyılı’nın kutlu hedefi terörden arınmış, huzurun hüküm sürdüğü terörsüz Türkiye ise, gönül coğrafyamızdaki arzumuz da aynı istikamettedir. Türkiye terör belasından kurtuldukça Kerkük’te kurulan yeni düzen bölgeye nefes aldıracaktır. Bizim muradımız tefrikadan, tahakkümden ve terörden arınmış bir Türkiye ile huzurun ve kardeşliğin kök saldığı bir bölge iklimidir. Biz yıllar evvel ne söylediysek bugün de aynı yerdeyiz. Dedik ki hiçbir kişi, kurum ve kuruluş Irak Türkmenlerinin varlık mücadelesini samimiyetle desteklemese de milliyetçi ülkücü hareket, tarihi sorumluluğunun ve millî misyonunun gereğini yapacak ve yanlarında olacaktır. Yine samimiyetle dedik ki en az 5 bin ülkücü gönüllü, başta Kerkük olmak üzere Türkmenlerin yaşadığı Türk kentlerindeki varlık, birlik ve dirlik mücadelesine katılmak üzere hazır beklemektedir. Bu sözler günü kurtarmaya matuf cümleler değildi. Kelime oyunu değildi. Hamaset kisvesine sarılmış içi kof sözler hiç değildi. Kerkük söz konusu olduğunda vazife için saflara koşacak ülkücü yüreklerin sesi, sadakati ve seferberlik ifadesiydi. Türkmeneli söz konusu olduğunda milliyetçi ülkücü hareketin tavrının Kerkük bahsinde gevşemeyeceğini, gevşetilemeyeceğini, geri adım atmayacağını gösteren namus yeminidir. Sabırla örülmüş bir sürecin, sükûnetle korunmuş bir davanın bugün meyve verdiğini şükürle görüyoruz.
“KERKÜK BİR DAHA PAZARLIK MASALARINA KONU OLMAYACAKTIR”
Şüphesiz ki tarihin hiçbir döneminde yol ayrımları birden karşımıza çıkmamıştır. Hiçbir zafer tesadüf eseri doğmamıştır. Hiçbir tarihi dönüş, talih kuşlarının kanat çırpışıyla vücut bulmamıştır. Bir değil, bin karanlık gecenin sonunda gün ağarmıştır. İnşallah o bayraklar bir gün Kerkük’te de dalgalanacaktır. Duamızın kabul oluşuna giden yolu gördük. Türkmen kardeşlerimizin sevinç naralarını duyduk. Hamdolsun tarihi bir ana şahitlik ettik. Dün Ankara’da söylenen sözler bugün Kerkük’te yankı buluyorsa, dün Ankara’da edilen dualar bugün Kerkük’te kabul oluyorsa, dün gösterilen sadakat bugün temsil kudretiyle dönüşüyorsa bunun sebebi Türk milliyetçiliği davasının büyüklüğüdür. Bizim yürüyüşümüz nasıl ki gelişigüzel adımlarla başlamadıysa, günübirlik heyecanlarla da devam etmemektedir. Bizim yürüyüşümüz, şuurla bilenmiş, sebatla keskinleşmiş uzun soluklu kutlu bir maratondur. Kerkük’ün bizlere bir miras, Türkmen soydaşlarımızın ise sahipsiz bırakılmayacak bir emanet olduğunu, Türk milletinin de ne denli elemli bir millet olduğunu bir kez daha cümle âleme göstermiş olduk. Kerkük bir daha pazarlık masalarına konu olmayacaktır. Soydaşlarımız canıyla, malıyla, diliyle ve duasıyla yurdundan koparılamayacaktır. Huzurumuz hiçbir karanlık denklemin, hiçbir kalleş müzakerenin malzemesi hâline getirilemeyecektir. Türkçenin sesi kısılamayacak, hiçbir Türkmen ocağının ışığı söndürülemeyecektir.
“BİZ NE KERKÜK’Ü UNUTURUZ NE MUSUL’U”
Devran dönmüştür, asır Türk asrıdır, Türkiye asrıdır. Kerkük yaşayacak, Türkmeneli doğrulacak, Allah’ın izniyle de ebediyen yaşayacaktır. Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u zihnimizden çıkarırız ne de soydaşlarımızı sahipsiz bırakırız. Kerkük’ten Doğu Türkistan’a, Karabağ’dan Kıbrıs’a kadar ahde vefanın adı olan bütün kardeşlerimizin yanındayız. Çizgimizden sapmayız. Yolumuzdan şaşmayız, hedefi şaşırmayız. Çünkü Milliyetçi Hareket zamana göre renk değiştirmez, konuma göre biçim değiştirmez, rüzgâra göre yön değiştirmez, menfaate göre söz değiştirmez.Milliyetçi ülkücü hareket, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, tasallut karşısında çözülmeyenlerin, taarruz karşısında kaçmayanların, tahakküm karşısında korkmayanların, nerede bir Türk varsa kardeşi bilip kucaklayanların, soydaşının hukukunu sonuna kadar savunanların kutlu ve köklü duruşudur. İşte Kerkük, bu duruşun turnusolü olmuştur.
“KERKÜK’ÜN ESKİ GÜNLERİNE DÖNMESİNİ SAĞLAYACAK ADIMLAR ATILMALI”
Değerli arkadaşlarım, Irak bizim için sıradan bir komşu ülke değildir. Kerkük’ten Musul’a, Bağdat’tan Basra’ya, Erbil’e uzanan coğrafya, ortak tarihimizin, ticaret yollarımızın, kültürel bağlarımızın ve güvenlik hassasiyetlerimizin canlı zeminidir. Irak’ta huzur güçlendikçe Türkiye’nin güney hattı rahatlar. Irak’ın birliği korundukça bölgesel denge sağlamlaşır. Bu nedenle Türkiye’nin Irak siyaseti yalnız kriz ve güvenlik başlıklarına sıkıştırılamaz. Terörle mücadele hayati ve öncelikli olmakla birlikte ilişkilerin ufku enerji, ulaştırma, su yönetimi, sınır ticareti, altyapı, eğitim, kültür ve karşılıklı yatırımlarla genişletilmelidir. Kerkük ise bu büyük resmin en hassas başlığıdır. Türkiye için Kerkük, etnik bir gerilim alanı olmaktan önce ortak hafızanın ve birlikte yaşama iradesinin sembolüdür. Arzumuz, Kerkük’ün Türkmeniyle, Arabıyla, Kürdüyle, Süryanisiyle Irak’ın egemenliği altında güvenli, adil ve müreffeh bir şehir olarak güçlenmesidir. Irak’la dostluğumuz iyi niyet beyanlarında kalmamalıdır. Kerkük’ün eski günlerine yeniden dönmesini sağlayacak adımlar atılmalı ve ticaret yolları, enerji hatları, güvenlik istişareleri, yatırımlar ve somut kalkınma projeleriyle kökleşmelidir. Türkiye ile Irak birlikte hareket ettikçe sınır bir ayrışma çizgisi olmaktan çıkarak refah ve emniyet kapısına dönüşür.
Fenerbahçe’de olağanüstü genel kurul kararı! Mehmet Ali Aydınlar’a eski başkanlardan destek
“VON DER LEYEN’İN SÖZLERİ KAZA DEĞİL”
Değerli dava arkadaşlarım. Önümüzde şimdi bir başka cephe daha vardır. Bu cephe kimi zaman görünürdür, kimi zaman örtülüdür, kimi zaman diplomatik nezaketin arkasına saklanır, kimi zaman kibirli sözlerin arkasından kendini açık eder. Avrupa’nın Türkiye’ye bakarken içine düştüğü zihni ve siyasi yanlışlık yapılan açıklamalarda gün yüzüne çıkmaktadır. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen 21 Nisan 2026 tarihinde Avrupa kıtasının Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerektiğini söylemiştir. Bu söz sıradan bir cümle gibi geçiştirilemez. Avrupa Birliği yürütme organının en üst siyasi makamından çıkan bu ifade, bir yorumcunun, bir köşe yazarının ya da tali bir aktörün beyanı sayılamaz. Avrupa Komisyonu Başkanı’nın ağzından dökülen bu söz dilin kazası olarak görülemez. Zihnin derinliğinde duran tasnifin, kibrin ve çifte standartlarının başlıca dışa vurumudur. Nitekim bu küstah dilin jeopolitik bakımdan sorunlu, gerçeklikten kopuk ve çifte standartlı bulunduğu bizzat kendi çevrelerinde dile getirilmiştir. Hatta aynı çevreler Türkiye’nin Avrupa güvenliği bakımından temel bir müttefik, enerji hatları ve kaynakları bakımından hayati bir damar, göç yönetimi bakımından kilit bir ortak ve bölgesel denge bakımından vazgeçilmez bir güç olduğunu hatırlatmak zorunda kalmıştır.Bahsettiğimiz husus gündelik bir basın polemiği seviyesinde görülemez.
Burada da karşımıza duran şey Avrupa’nın Türkiye’yi anlamakta yaşadığı derin zihni arızadır. Avrupa Birliği Türkiye’yi yıllardır üyelik bahsinde dışarıda, güvenlikte içeride, değerler söyleminde ötede, yük paylaşımında beride tutmaya çalışmıştır. Bir yandan ölçüt, ilke, norm ve uyum diyerek parmak sallamış, öbür yandan kendi jeopolitik ihtiyacı belirir belirmez Türkiye’yi enerji koridoru, ulaştırma kapısı, dijital bağlantı zemini ve güvenlik paydaşı olarak ve yeri geldiğinde adeta bir tampon işleviyle yeniden devreye çağırmıştır. Fakat eşitlik bahsi açıldığı anda eski kibir cümlelerine rücu etmekten geri durmamıştır. Bu tutum siyasi ahlak bakımından sakattır. Stratejik akıl bakımından tutarsızdır. Bu tavır ortaklık dili üretemez. Bu tavır samimiyet doğurmaz. Bu tavır güven iklimi inşa edemez. Öyle ya da böyle ister doluya konulsun almaz, ister boşa konulsun dolmaz. Türkiye jeopolitik düğümlerin tam ortasındadır. Kilit noktasındadır. Cümle kapısıdır. Neydim demeyen, mağlupken ne olduğunu unutan bir tavırla mücadele etmek zorunda kaldığımız bu basiretsiz uluslararası sahada mesele Türkiye’nin nerede durduğu değil, Avrupa Birliği’nin nereye savrulduğudur. Mesele Ankara’nın istikameti değil, Brüksel’in ikiyüzlü siyasetidir. Mesele Türkiye’nin duruşu değil, Türkiye’yi gerektiğinde dışlayıp, gerektiğinde kullanmak isteyen çarpık, çıkarcı ve ikiyüzlü Avrupa zihniyetidir.
Bakınız, bu tablo yeni de değildir. Türkiye ve dünya siyasetini satır satır okuyabilen, okuduğunu anlayan, anladığını yine ülkesi ve milleti için anlatan bizler bakımından hiç şaşırtıcı değildir. Avrupa’nın tarihi serencamı ortadadır. Coğrafi keşiflerden itibaren büyüttüğü güç, büyük ölçüde kan, gözyaşı, gaz, sömürü ve istismar çizgisi üzerinde tahkim edilmiştir. Bugün Avrupa kıtasının karşı karşıya bulunduğu asıl buhran, dışarıdaki rakiplerinden evvel kendi içindeki mana kaybıdır. Niyetini ve eylemini aynı hatta buluşturamayan, değer söylemiyle çıkar siyasetini aynı anda taşımaya çalışan, eşitlik dilini menfaat hesabına feda eden Avrupa bugün kendi siyasi körlüğüyle yüz yüzedir. Şayet Avrupa Türkiye’ye karşı kullandığı dili adalet, hakkaniyet ve rasyonalite zeminine çekmezse, şayet kendisini hâlâ eski hiyerarşi duygusunun konforu içinde zannederse, şayet Türkiye’yi ihtiyaç anında çağrılacak, rahatlık anında ötede tutulacak bir unsur gibi görmeyi sürdürürse, kendi tarlasını nadasa mahkûm eden siyasi bir kuraklıkla karşı karşıya kalacaktır. Tarih, kibrini aklının önüne geçiren merkezlerin nasıl çözüldüğüne defalarca şahittir. Ursula Von Der Leyen’in şahsında tüm Avrupa efkârına buradan sesleniyorum. Biz, kökleri Asya’nın derinliklerine inen, dalları Avrupa ufkuna uzanan, gölgesi Afrika’ya düşen büyük bir medeniyetin tecessüm etmiş devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’yiz. Bize garip bir yer göstermeye çalışanlar, büyük milletlerin harita cetvelleriyle anlaşılamayacağını hâlâ idrak edememiş olanlardır. Türkiye’ye gel denildiğinde gelen, git denildiğinde giden bir unsur gibi görülemez. Türkiye dosttur fakat dostluğu tahrike açık bir mahiyette değildir. Türkiye ile ilişki kurmak isteyen herkes önce bu milletin onurunu, bu devletin vakarını ve bu tarihin ağırlığını hesaba katmak zorundadır.
Herkes şunu çok iyi bilmelidir. Türkiye yalnız rahat günlerin devleti değildir. Bu milletin acı eşiği yüksektir. Bu devletin kriz hafızası derindir. Türkiye, sarsıntı anlarında savrulmayan, yüksek basınç anlarında paniğe kapılmayan, tahrik karşısında öfkesini akla, gerilimi stratejiye, tehdidi iradeye tahvil eden köklü bir devlet geleneğinin bugünkü adıdır. Tansiyon yükseldiğinde yönünü şaşıran nice devletler görülmüştür. Türkiye ise en çetin zamanlarda dahi istikamet duygusunu muhafaza eden, soğukkanlılığı kuvvetle mezceden, sabrı kudretle tamamlayan bir devlettir. Bizim sükûnetimiz zaaf diye okunamaz. Bizim sabrımız geri çekilme işareti olarak yorumlanamaz. Bizim serinkanlılığımız tereddüt perdesi sanılamaz. Bunların her biri asırların süzdüğü devlet aklının, acıyı taşıma kudretinin ve tansiyonu yönetme kabiliyetinin tezahürüdür. Türkiye’yi hafife alanlar çoğu zaman onun sessizliğini yanlış okumuş, vakarını edilgenlik sanmış, sabrını sınamaya kalkışmış, ardından da tarih karşısında mahcup olmuştur. Çünkü Türkiye’nin sessizliği boşluk sessizliği değildir. Bu sessizlik birikmiş hafızanın, hesaplanmış zamanlamanın ve kontrollü gücün sessizliğidir. Türkiye’nin sükûneti tereddüt sükûneti değildir. Bu sükûnet devlet aklının sükûnetidir. Türkiye’nin gecikmiş görünen adımı tereddüt adımı değildir. Bu adım çoğu zaman zemini yoklayan, zamanı olgunlaştıran, sonucu tahkim eden tarih tecrübesinin adımıdır.
“AVRUPA TÜRKİYE’SİZ YAPAMAZ”
Bizim yönümüz asırlardır Batı’yla temas eden, Batı’yı tanıyan, gerektiğinde onunla mücadele eden, gerektiğinde onunla müzakere eden büyük bir tarih çizgisi içinde şekillenmiştir. Ne Brüksel bize geldiğimiz yeri gösterebilir ne Avrupa bürokrasisi Türkiye’ye yürüyeceği yolu tarif edebilir. Türkiye’nin Rusya ile, Çin ile, Türk dünyası ile, İslam coğrafyası ile, Avrupa ile ve dünyanın sair merkezleri ile hangi ölçüde, hangi çerçevede ve hangi derinlikte ilişki kuracağına blok taassubu karar veremez. Buna ancak millî menfaatler hükmünde işleyen devlet aklı karar verir. Açıkça ifade ediyorum. Avrupa Türkiye’siz yapamaz. Güvenlikte yapamaz. Enerjide yapamaz. Göç yönetiminde yapamaz. Ulaştırmada yapamaz. Bölgesel dengeyi kurarken yapamaz. Fakat Türkiye de Avrupa’nın tasniflerine mahkûm bir ülke hüviyetinde görülemez. Türkiye Avrupa’sız tarihtir, devlettir, hafızadır, coğrafyadır, merkezi bir hakikattir.
Temennimiz şudur. Avrupa zihin altına sinmiş bu hadsizliklerle yüzleşsin. Muhasebesini sloganla değil, gerçeklikle yapsın. Türkiye’ye karşı kurduğu dili çıkar hesabıyla değil, rasyonaliteyle yenilesin. Çünkü bu çağ birbirini küçük gören merkezlerin çağı değildir. Bu çağ hakikati okuyabilen devletlerin çağıdır. Çünkü bu çağ alışkanlıkların değil, aklın çağıdır. Çünkü bu çağ ezberlerin değil, yeni denge arayışlarının çağıdır. Bir kez daha haykırarak ifade ediyorum ki Türkiye Cumhuriyeti başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmayacaktır. Kefesi başkalarının koyduğu terazide tartılmayacaktır. Başkalarının buyurduğu yollarda yürümeyecektir. Bize yer göstermeye kalkışanlara yerini hatırlatacak kudretimiz vardır. Bize sınır çizmeye yeltenenlere ufuk gösterecek hafızamız vardır. Bize had bildirmeye kalkışanlara tarih, coğrafya ve devlet aklı üzerinden cevap verecek irademiz ziyadesiyle mevcuttur. İfrata sapmayan fakat gevşemeyen, haddini aşmayan fakat had bildiren, öfkeye de teslim olmayan fakat vakarını koruyan, tarihi konuşurken istikbali kuran bir tavırdır. Bu, devlet aklının, millet bilincinin, ülkü sadakatinin ve medeniyet hafızasının birleştiği yerde yükselen tavırdır.
Sözlerime son verirken başta başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere Türk milliyetçiliğinin fikrî ve irade burçlarını yükselten muhterem büyüklerimizi ve şehit düşmüş bütün neferlerini rahmetle, minnetle ve hürmetle yâd ediyorum. Türk olmayı şeref, Müslüman olmayı şükür bilen bütün soydaşlarımıza en kalbî selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Bozkurt’un izini istikamet bilen, üç hilalin gölgesinden ayrılmayan bütün ülküdaşlarımı, ocağına, yurduna, bayrağına ve teşkilatına sadakatle bağlı bütün dava arkadaşlarımı kutluyorum. Birliğimiz, dirliğimiz ve düzenimiz daim olsun. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.
Son dakika: Gülistan Doku soruşturmasında firari Umut Altaş’ın Whatsapp yazışmaları: Öteceğim lan her şeyi…

SON DAKİKA DEPREM HABERLERİ: 7'lik deprem çemberi! 5 İli kapsıyor

SON DAKİKA DEPREM HABERLERİ: 7’lik deprem çemberi! 5 İli kapsıyor

Jeofizik Mühendisi Ali İlker Bulut, CNN Türk canlı yayınında yaptığı değerlendirmelerde, son dönemde art arda yaşanan depremlerin bir ‘fırtına’dan çok, devam eden tektonik hareketlerin doğal sonucu olduğunu söyledi. Türkiye’deki deprem sayısının son yıllarda ciddi şekilde arttığını belirten Bulut, özellikle 6 Şubat depremlerinin tetiklediği alanlarda artçıların sürdüğünü ve bu durumun sarsıntıların sıklaştığı algısını yarattığını ifade etti.
İlginizi Çekebilir
Ancak asıl dikkat çeken uyarı, Doğu Anadolu Fay Hattı üzerindeki Yedisu segmentine ilişkin oldu. Uzun yıllardır kırılmayan bu hattın ciddi bir enerji biriktirdiğini vurgulayan Bulut, Erzincan’dan Bingöl’e uzanan bölgede 7 büyüklüğünün üzerinde bir depremin bilimsel olarak beklendiğini dile getirdi. Bu olası senaryoda başta Erzincan ve Tunceli olmak üzere Bingöl, Bayburt ve Gümüşhane’nin ciddi şekilde etkilenebileceğini söyledi.
5 İLİ KAPSAYAN 7’LİK DEPREM ÇEMBERİ
Depremlerin ne zaman olacağının kesin olarak hesaplanamayacağını belirten Bulut, “Periyot dolmuş olabilir ama yarın mı olur, 10 yıl sonra mı olur bunu net söylemek mümkün değil” diyerek belirsizliğe dikkat çekti. Buna rağmen riskin bilimsel çalışmalarla ortaya konduğunu ve bu bölgelerin uzun süredir “potansiyel deprem üretme alanı” olarak bilindiğini vurguladı.
Türkiye’nin depreme hazırlık konusunda önemli adımlar attığını ancak hiçbir ilin “tam anlamıyla hazır” olduğunu söylemenin mümkün olmadığını ifade eden Bulut, yapı denetimi, zemin etütleri ve kentsel dönüşüm çalışmalarının hayati önem taşıdığını söyledi.
Jeofizik Mühendisi Ali İlker Bulut, şöyle devam etti;
“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, o zamanki adıyla Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın 1996 yılında yaptığı çalışmalarda, potansiyel büyük deprem üretmesi beklenen alanlardan biri de burasıdır. Niye bunu konuşuyoruz? Erzincan’da deprem oldu. Doğu Anadolu Fay Hattı’nda kırılan bir alan var. Van’da deprem oldu. Erzincan ile Bingöl arasındaki Yedisu segmenti ise tarihsel ve paleosismik çalışmalarda daha önce büyük deprem üretmiş bir alan. Bu depremlerin 7’nin üzerinde olduğunu ifade etmemiz gerekir. Biz büyük depremleri 6 ve üzeri olarak adlandırırken, potansiyel alan ifadesini genelde 7 ve üzeri depremler beklediğimiz yerler için kullanıyoruz. Erzincan’dan Bingöl’e uzanan bu kırılmamış segment, bizim için potansiyel bir alan. Bu bölgenin yıllık yaklaşık 20 mm hareket etme hızı var ve uzun süredir bu enerji boşalamamış durumda. Yaklaşık 250 yıllık bir periyoda yaklaşıyoruz. Dolayısıyla 7 büyüklüğünde bir depreme karşılık gelen enerji birikmiş durumda. Birçok bilimsel çalışma ile ispatlanmış bir alanı konuşuyoruz. Depremin nereleri etkileyeceği; fayın nerede kırılacağına, derinliğe ve zemin yapısına bağlıdır. Ancak Erzincan, Tunceli, Bingöl, Erzurum, Bayburt ve Gümüşhane’de etkili olması beklenen bir depremden söz ediyoruz.”
TÜRKOĞLU-OSMANİYE FAY HATTI’NDA 7’LİK DEPREM UYARISI
Son günlerde sıkça gündeme gelen Türkoğlu–Osmaniye hattına da değinen Bulut, bu bölgenin de uzun süredir büyük deprem üretmeyen ve “sismik boşluk” olarak tanımlanan alanlardan biri olduğunu belirtti. Ancak bu tür bilimsel makalelerin yanlış yorumlanmaması gerektiğini, çalışmaların doğrudan “hemen deprem olacak” anlamına gelmediğini özellikle vurguladı.
Marmara ve Ege bölgelerine ilişkin endişelere de açıklık getiren Bulut, Doğu Anadolu’daki bir depremin Marmara’yı tetiklemesinin beklenmediğini ifade etti. Buna karşın Marmara’da zaten bağımsız bir deprem riski bulunduğunu ve bu bölgenin periyodunu doldurmuş faylar içerdiğini hatırlattı.
Ege ve Akdeniz açıklarında, özellikle Girit çevresinde son dönemde artan sismik hareketliliğe de dikkat çeken Bulut, deniz içi depremlerin tsunami riski nedeniyle ayrıca önem taşıdığını söyledi.
“Son günlerde Türkoğlu-Osmaniye hattının konuşulmasının sebebi de burada uzun süredir kırılmamış bir segment bulunmasıdır. Bu bölge zaten risk haritalarında kırmızı olarak yer alıyor. Bilmediğimiz tek şey depremin ne zaman olacağıdır. Bu yüzden sonuç hep aynı noktaya çıkıyor: hazırlıklı olmak. Makaleler ise akademik çalışmalar olup, vatandaş tarafından doğrudan yorumlanmamalıdır. Devlet bu veriler doğrultusunda yönetmelikler üretir ve uygulamaya koyar. İstanbul için geçerli olan kurallar Osmaniye ve çevresi için de geçerlidir. Marmara Bölgesi’ne gelince; burada büyük bir deprem beklentisi var. Ancak Doğu Anadolu’daki bir depremin Marmara’yı tetiklemesini beklemeyiz. Bu ancak çok büyük, 8.5–9 büyüklüğündeki depremlerle mümkün olabilir. Marmara’da ise periyodunu doldurmuş, 7’nin üzerinde bir deprem üretmesi beklenen bir alan var. Ama bunun ne zaman olacağını kesin olarak söylemek mümkün değil. Ege Bölgesi’nde ise İzmir ve çevresi zaten aktif fay hatları üzerinde bulunuyor. Son dönemde Girit ve Antalya Körfezi açıklarında da hareketlilik gözleniyor. Bu bölgelerde tarihsel olarak 8’in üzerinde depremler meydana gelmiştir. Deniz içi depremler ise tsunami riski nedeniyle ayrıca önemlidir. Bu nedenle bu bölgeler de risk haritalarında kırmızı alanlar arasında yer almaktadır.”
DEPREM FIRTINASI MI?
“Şimdi deprem fırtınası kavramında biz, Balıkesir depremleri gibi yerlerde, yani aşağıda volkanik kaynaklı dolaşan depremlerde “fırtına” ifadesini kullanıyoruz. Ama siz sıklıktan bahsediyorsanız, ki bu ara depremler sıklaşmış gibi bir görüntü sergiliyor; bu tabii 6 Şubat depremlerinin tetiklediği alanlarda artçı depremlerin devam ediyor olması, Balıkesir ve Kütahya’daki jeotermal kökenli depremlerin de bu işin içine girmesiyle ilgili.
Girit Adası’nda özellikle yoğun bir aktivasyon var. Oradaki depremlerle bizim yıllık 18.000–24.000 olan deprem sayımız 2025’te 50.000’in üzerine çıktı. 50.000 tane, 1 ile 7 büyüklüğü arasında depremle karşılaştık. Dolayısıyla bir sıklık görüntüsü veriyor. Ancak bu depremler, biliyorsunuz, tektonik hareketlerdir ve bunların periyotlarına bağlıdır.
Bizi sıkıştıran levhalar var: Afrika levhası, Arap levhası gibi. Yukarıda Avrasya levhası önümüzde duruyor. Biz batıya doğru gitmek istiyoruz. Bu arada Arap levhasının üzerine çıkmak istiyoruz. Girit Adası üzerinde yükseliyoruz. Bu hareketlilik devam ettiği sürece deprem aktivasyonu da devam ediyor. Bu rijit bir ortam olduğu için, yani sürtünme kuvvetinin yenilmesi gereken bir süreç olduğu için, belirli periyotlarda büyük depremler üretiyor. Küçük depremlerle de bu aktivasyonun içinde olduğumuzu bize hatırlatıyor.”
Fenerbahçe’de olağanüstü genel kurul kararı! Mehmet Ali Aydınlar’a eski başkanlardan destek
Altında haziran beklentisi! Piyasalarda kafalar karıştı: Müzakere mi, savaş mı?…

SON DAKİKA GÜLİSTAN DOKU HABERLERİ: Soruşturmada firari Umut Altaş'ın Whatsapp yazışmaları ortaya çıktı!

SON DAKİKA GÜLİSTAN DOKU HABERLERİ: Soruşturmada firari Umut Altaş’ın Whatsapp yazışmaları ortaya çıktı!

Tunceli’de 2020 yılında kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında, cinayet şüphesiyle genişletilen dosyaya yeni deliller eklendi. Hakkında kırmızı bülten çıkarılan firari şüpheli Umut Altaş’ın babasıyla yaptığı WhatsApp yazışmalarında, “Her şeyi anlatırım” ve “Yaptıklarınızın bir bedeli olacak” şeklinde ifadeler kullandığı belirlendi. Aralarında dönemin mülki idare amiri ve yakınlarının da bulunduğu 12 kişinin tutuklandığı soruşturmada, söz konusu mesajların karanlık noktaları aydınlatması bekleniyor.
İlginizi Çekebilir
Tunceli’de 6 yıl sonra tozlu raflardan indirilen Gülistan Doku soruşturmasında dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Dosyaya giren yeni delil kapsamında, kilit isimlerden Umut Altaş’ın babasıyla yaptığı WhatsApp yazışmaları ortaya çıktı.
5 Ocak 2020 gecesi Gülistan Doku’nun telefonunun son sinyal verdiği Sarı Saltuk Viyadüğü’nde, Plaka Tanıma Sistemi (PTS) kayıtları incelendi. Kayıtlara göre, Mustafa Türkay Sonel ile aynı araçta bulunduğu belirlenen Umut Altaş’ın olayla bağlantısı yeniden değerlendirildi.
Soruşturma kapsamında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel “delil karartma”,” oğlu Mustafa Türkay Sonel ise “kasten öldürme” suçundan tutuklandı.
26 yıldır aynı soruyu soruyor: Kızımı kim öldürdü?
YURT DIŞINA KAÇTI, KIRMIZI BÜLTEN ÇIKARILDI
Umut Altaş’ın Mayıs 2022’de önce Meksika’ya, ardından yasa dışı yollarla ABD’ye geçtiği öğrenildi. Yetkililer Altaş hakkında kırmızı bülten çıkardı.
WHATSAPP YAZIŞMALARI DOSYAYA GİRDİ
Umut Altaş’ın babası Celal Altaş’ın teslim ettiği telefonu üzerinde yapılan incelemelerde oğlu Umut Altaş ile aralarında geçen WhatsApp yazışmalarında dikkat çeken detaylar yer aldı.
“SENİN HABERİN VARDI”Mesajlarda baba Celal Altaş, oğlu Umut’a, “Senin her şeyden haberin var şerefsiz” dediği görüldü. Umut Altaş’ın da cevaben, “Bırak rol yapmayı, beni sen susturuyordun. Ötecem lan her şeyi. Göreceksiniz dünya kaç bucak.” dediği yer aldı.
“SAVCI HANIM’A HER ŞEYİ ANLATIRIM”Bir başka mesajda ise yine babasına yönelik, “Bugün hesabıma 9000 $ gelmezse Savcı Hanım’ı ararım her şeyi anlatırım” dediği ve Celal Altaş’ın ise “Neyi anlatırsın” diye sorduğu görüldü.
ÖNEMLİ DETAY
Soruşturmada ortaya çıkan bu yeni yazışmaların, sıradan bir kayıp vakasından cinayet dosyasına dönen Gülistan Doku olayında karanlık noktaların aydınlatılmasında önemli bir rol oynaması bekleniyor.

Altında haziran beklentisi! Piyasalarda kafalar karıştı: Müzakere mi, savaş mı?
12 KİŞİ TUTUKLANMIŞTI
Tunceli’de okuyan üniversite öğrencisi kızları Gülistan Doku’dan (21) 5 Ocak 2020’den itibaren haber alamayan ailesi, memleketleri Diyarbakır’dan Tunceli’ye gelerek 6 Ocak 2020’de emniyete kayıp başvurusunda bulunmuş, başlatılan arama çalışmalarından sonuç elde edilememişti.
Ulaşılan yeni bilgiler doğrultusunda Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca “kasten öldürme”, “cinsel saldırı”, “suç delillerinin gizlenmesi-yok edilmesi”, “bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek suretiyle verileri yok etme-bozma”, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “suçu bildirmeme” ve “suçluyu kayırma” suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 17 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Zanlılardan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku’nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis memuru Gökhan Ertok, hastane kayıtlarını sildiği iddia edilen dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir, eski Tunceli İl Özel İdaresi çalışanı Erdoğan Elaldı, Celal Altaş, Nurşen Arıkan, Ferhat Hanedan Güven, Doku’nun erkek arkadaşı Zeinal Abakarov, annesi Cemile Yücer ve eski polis memuru olan üvey babası Engin Yücer ile Tuncay Sonel’in o dönem koruma polisliğini yapan Şükrü Eroğlu tutuklanmış, Uğurcan A. ile Munzur Üniversitesinin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş G. ve Süleyman Ö. haklarında yurt dışına çıkış yasağı kararı verilerek adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Soruşturmada, yurt dışında olduğu tespit edilen firari şüpheli Umut Altaş için kırmızı bülten çıkarılmıştı. Öte yandan, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca, eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel hakkında yürütülen soruşturma çerçevesinde dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen, tanık olarak ifadeye çağrılmış ve Erzurum’daki ifade işlemleri tamamlanmıştı.
Rahiplerin valizinden 110 kilo uyuşturucu çıktı! ‘Bu paketler birer bağıştır’…

KÖŞE YAZARLARI

TÜM YAZARLAR

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Başakşehir
4 : 0
Kasımpaşa
24 Nisanan 2026, 20.00
Eyüpspor
3 : 0
Gaziantep FK
25 Nisanan 2026, 14.30
Kayserispor
2 : 0
Rizespor
25 Nisanan 2026, 17.00
Göztepe
2 : 0
Antalyaspor
25 Nisanan 2026, 20.00
Gençlerbirliği
1 : 0
Kocaelispor
26 Nisanan 2026, 14.30
Galatasaray
3 : 0
Fenerbahçe
26 Nisanan 2026, 20.00
Alanyaspor
2 : 3
Samsunspor
27 Nisanan 2026, 17.00
Konyaspor
2 : 1
Trabzonspor
27 Nisanan 2026, 20.00
Beşiktaş
0 : 0
Karagümrük
27 Nisanan 2026, 20.00
Bitcoin
76.514 -1.67%
Ethereum
2.282,03 -1.60%
Tether
0,99989 -0.02%
XRP
1,39 -2.01%
Binance Coin
622,97 -0.79%
Solana
83,72 -1.75%
TRON
0,323499 -0.55%
Dogecoin
0,099174 1.12%
Cardano
0,246275 -0.65%
Dai
0,999526 -0.02%
Avalanche
9,17 -0.98%
Arbitrum B. USDT
0,999951 0.02%
Polygon B. USDT
1 0.05%
Wrapped Solana
98,97 -5.00%
Polygon PoS Bridged DAI (Polygon POS)
0,999531 -0.04%

Artanlar

Tümü
  • Hisse Fiyat Fark
  • EUPWR 49,08 %10
  • BIGEN 15,43 %9.98
  • OZATD 308,75 %9.97
  • TURGG 43,04 %9.96
  • ESCOM 5,30 %9.96

Azalanlar

Tümü
  • Hisse Fiyat Fark
  • BORLS 6,30 %-10
  • ISKUR 2.475.017,50 %-10
  • ENSRI 18,02 %-9.99
  • GZNMI 71,75 %-9.97
  • ALKLC 326,25 %-9.94

İşlem Görenler

Tümü
  • Hisse Hacim
  • SASA 10.830.051.897,78
  • ASTOR 9.728.334.633,80
  • ASELS 6.658.199.084,00
  • PEKGY 4.637.402.370,68
  • THYAO 4.417.321.933,50
Deneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabetslotograndpashabetgrandpashabetdeneme bonusupalazzobetpalacebetroyalbet güncel girişkonya eskorthttps://hotelnirvanapalace.com/deneme bonusutaraftarium24silvercrestgolf.comradyoenerji.com.tr1xbetcasino siteleri1winbahis sitelerideneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren siteleriptv satın aliptv satın altaraftarium24casibomfixbetbahis forumbetofficesahabetcasinoperjojobetinterbahismarsbahis güncel girişvdcasino güncel girişgrandpashabetsweet bonanzagrandpashabetcasibomgrandpashabet türkiyepusulabet girişmarsbahis güncel girişmatbetsekabetimajbetsmartbahisvdcasino girişpusulabettambet girişjojobetjojobet giriştipobetmercurecasinocasinoroyalcasinomilyonpalacebetbetgitromabetgameofbetcratosroyalbetgameofbetgrandpashabetcratosroyalbetradissonbetmatbetvdcasinomarsbahisgrandpashabetnesinecasinobetplaysonbahisbahiscasinobetpuanpalacebetamgbahisholiganbetcasinolevantholiganbetamgbahismercurecasinosonbahisbetgarantipusulabetjojobetmadridbetmadridbetslotbarsuperbetinbetnanocasinoperjojobetcasibom girişimajbetmarsbahisperabetceltabetJojobetJojobetCasibom GirişCasibomJojobetJojobetJojobethttps://google2.com/CasibomCasibombahiscasinoteosbetholiganbetGrandpashabetextrabetextrabet girişmegabahisbetasusholiganbetganyanbetbetgit girişnesinecasinokralbetdoedaluxbetluxbetMarsbahismeritkingholiganbet